Bu yıl Iğdır'ın Yarısına Doğalgaz Verilecek Iğdır Belediyesi ve Serhat Gaz, 2017 yılında doğalgaz döşeme çalışmasına başlayarak, ş...           • Haydar Aliyev Lisesi Yöneticilerinden Asimder'e Ziyaret Iğdır Haydar Aliyev Fen Lisesi yöneticileri, Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mü...           • Zorbalara karşı direniş, ilerlemenin yoludur İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei, Biset bayramı dolaysıyla İslam ülkelerinin Tahran B&...           • REKTÖR ALMA, ARALIK MYO İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTI Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma, Iğdır’ın Aralık İl&cc...           • DİLUCU KÖPRÜSÜ ALLAHA EMANET             Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti ile aramızda bulunan Dil...           • Iğdır Devlet Hastanesinde "Anne Oteli" Hizmeti Veriliyor Iğdır Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Servisinde tedavi gören bebekler, 'Anne Oteli' s...           • GÜLBEY, VAN’DAKİ ERMENİ LOBİSİ OYUNU BOZULDU… Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMDER) Genel Başkanı Göksel...           • 'Sokak Hayvanlarına Kulübe Yapma' Projesi Iğdır'ın Tuzluca ilçesindeki ortaokul öğrencileri ve öğretmenleri tarafından hazı...           • AK Parti İl Başkanı Ahmet Tutulmaz Ankara Temaslarını Anlattı AK Parti İl Başkanı Ahmet Tutulmaz geçtiğimiz hafta Ankarada yaptığı ziyaretleri değerlendi...           • Lavaş Ekmeği Kış Sofralarında UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne Türkiye adına dahil edilen lavaş...           
Tavsiye Et
Ad, Soyad:
Gönderen:
Alıcı:
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
Son Videolar

Ermeni Soykırımı Yalanı ve Iğd
6956 İzlenme, 32 Yorum

Oba Köyünde Ermenilerin yaptığ
7194 İzlenme, 31 Yorum

Ermenilerin Iğdır'da yaptığı k
6846 İzlenme, 31 Yorum

Türk Askerinin 1940 yılında Ağ
7587 İzlenme, 34 Yorum

Atatürk'ün gerçek sesi ve görü
5117 İzlenme, 32 Yorum
Haber Arşiv
     
Iğdır Siteleri
Reklamlar

MEZHEPLER ARASI DİYALOG - Turgut ÖCAL

MEZHEPLER ARASI DİYALOG

Yazar: Turgut ÖCAL |  Tarih: 11 / 05 / 2015 |  Yazı Okunma: 3073


                Avrupa Türk Caferiler Birliği Genel Başkanı Sayın Mehmet Irmak  Beyin 2015 yılı faaliyet raporları arasında yer alacak olan Mezhepler Arası Diyalog konulu etkinliği çok anlamlı ve faydalı olmuştur. Sayın Mehmet Irmak hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan birliğin ve  cemaatinin da kendisine vermiş olduğu destekle, Almanya’da bu kültürel etkinliğe imza atmıştır. Avrupa Türk Caferilerinin sesini yâd ellerde verdiği bu konferansla dünyaya duyurmuştur.  Iğdır Üniversitesinden beni ve sayın Doç. Dr Musa Çetin beyi de konuşmacı olarak çağırmıştır. Bizleri en iyi şekilde ağırlayıp, uğurladığı için sayın Mehmet Irmağa ve tüm idare heyetine sonsuz şükranlarımı sunarım. Ayrıca dinleyici olarak Belçika’dan Hollanda’dan ve Almanya’nın diğer şehirlerinden gelen her kesime sevgi saygılarımı sunmayı bir görev addederim. Evlerini bile bize sonsuz hoş görü ile açan sayın Necmettin Altun ve sayın Mir Ali Öcal’a muhabbetlerimi sunuyorum. Almanya’da kaldığımız sürece bizi yalnız bırakmayanlara teşekkürlerimi arz ediyorum. Toplantıyı çok ustalıkla ve hoşgörü ile yöneten sayın Orhan Aras beye hocam sayın Nizamettin Onk’a  Belçıkadan katılan Habip beye saygılarımı sunarım.Konferansı katılımlarıyla onurlandıranlar da vardı. Kölün Baş konsolosluk Kültür Ataşesi, DİTİP. Genel sekreteri,Çorum Milletvekili, Sn.Mahmut Aşkar ve Sayın Seyfettin Altaylı, konuşmalarıyla da ortamı daha da canlandırmışlardı.Benim konum, Mezhepler Arası Diyalogun ve hoş görünün inanç kültürümüzde ki yeri idi. Sözlerime önce din ve mezhep tanımını yaparak başlamıştım. 

                Din kelimesi ve türevleri Kur’an’da 95 defa yer almıştır. Din olgusu, ilk insandan beri var ola gelmiştir. Din, terim olarak, akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilahi bir nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları Allaha ulaştıran bir yoldur. Bu tanımda iki hususun üzerinde önemle durmalıyız. Biri akıl diğeri de gönüldür. Yani kendi arzularıyla dine girenlerdir. Zaten Allah, aklı olmayanlardan dini sorumluluk istememiştir. Yani delilerden böyle bir talep olmamıştır. Ayette de ‘’Allah pisliği akılını kullanmayanların üstüne bırakır’’ demektedir.Yunus suresi 100.ayet de ise  ‘’ Allah azabı, akıllarını kullanmayanlara verir’’ demektedir. Kur’an’da , türevleri hariç, elli ayeti kerimede ‘’akıl’’ kelimesi kullanılmıştır.

                ‘’Gönül’’ e gelince. ‘’Dinde zorlama yoktur’’ ayeti yeterince konumuzu aydınlatmaktadır. Ashâp’tan birinin çocukları Hıristiyanlığı tercih edince konuyu, çocukların babası Hz. Peygambere getirip, ne yapabileceğini sormuştur. O sırada derhal ‘’ Dinde zorlama yoktur’’ ayeti nazil olmuştur. Bu aynı zamanda Ashâb’a da cevap teşkil ediyordu. Bir Türk atasözü belki de bunun için: ‘’Din olan yerde kin olmaz’’ demektedir. Ayrıca Mehmet Akif Ersoy, Safahat’ta :

                Hangi millettir ki efkârında yoktur hiss-i din.

                En büyük akvama bir bak: Dini her şeyden metin.

                Yaratılışın başlangıcından günümüze kadar hep din ve mâbet olmuştur. Yer yüzünde dinsiz ve mabetsiz millet yoktur. İnsanlık din iledir. Din yoksa fazilete ahlaka lüzum kalmaz. Çünkü dinden başka hiçbir kanun vicdana hakim olamaz. Vicdanın hakimi ancak dindir. Günlük hayatta aşırı sinirlendiğimizde ‘’ Dinden imandan çıkmak’’ deyimini kullanıyoruz. İnancı tam ve sağlam olanlara, ‘’Dini bütün’’ deyimi ile hitap ediyoruz. Yanlışsız ve çok iyi bilmek için de ‘’Dini gibi bilmek’’, para ve puldan başka bir şey düşünmeyenler için: ‘’Dini imanı para’’, inancı sarsılmış kimse için de: ‘’Dinine yandığım’’ deyimlerini kullanıyoruz.  Din, böylece günlük konuşma, atasözü ve deyimlerimizde yer almıştır.

                Mezhep konusuna gelince, mezhep, bir dinin temelde aynı, teffaruaata görüş ve anlayış ayrıklarına dayanan kollarından biridir. Mezhep, sözlükte gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akın, gitmek ve takip etmek gibi anlamlara gelmektedir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile asli delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. İslami literatürde mezhepler, itikadî ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır.

                Hz. Peygamberin aramızdan ayrılması ile “Beni Sakifedeki” Halife seçimi ile başlayıp, Hz. Alinin Cemel, Sıffin ve  bütün savaşları ile devam edip, şehadetine kadar süren siyasî olaylar sonucunda dallanmalar ve bölünmeler gittikçe artmıştır. İslamiyet’teki mezhepler, sadece siyasi olmayıp, aynı zamanda Peygamberimizden sonra Sahabe ve Tabiun döneminden itibaren dini yorumlamada da görüş ayrılıkları başlamış olup, Asr-ı Saadet’den uzaklaştıkça bu ihtilaflar, gittikçe çoğalmıştır. Dördüncü asra kadar bir kimsenin dinî – amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra içtihat, terbiye ve kültürünün değişip, zayıflaması ve hazır hükümlerin çoğalması, siyasi baskı gibi çeşitli nedenler, mezhep taassubunu  ortaya çıkarmıştır.  Sonuç olarak, herkesin, dinî hükmü, asıl kaynaklarından, Kur’an ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise bir imama veya müctehite ittiba  edebilir (tabi olur) görüşünden, mezhepler tezahür etmiştir. İtikadî mezheplerin ihtilaf noktalarını: Hilafet, büyük günah, kader, Allahın sıfatları, rûyetullah, İnsanın fiilleri, şefaat, nübüvvet, rızık ve ecel gibi dinî konular  oluşturmaktadır. Aynı dinin ayrı mezheplerle ortaya çıkması, tüm insanlığı şaşırtmış ve düşündürmüştür. Maalesef mezhepler yüzünden büyük ayrılıklar, büyük savaşlar, büyük katliamlar olmuştur. Hıristiyanlık uzun süren ve milyonlarca insanın telef olduğu mezhepler savaşını kapatmıştır. Şimdi bu oyunu Müslümanlara yönelik planlamaktadırlar. Bu konuda da çok başarılı olmuşlardır. Şu anda Müslümanların en büyük meselesi, mezheplerden kaynaklanan ayılıklardır. İslamiyet bu yüzden güç kaybına uğramıştır. Doğal kaynaklarının, enerjilerinin sömürülmesine maalesef müdahale edememektedir. Mezhepler, kültür ve irfanî hayatımızda da önemli yer kaplamıştır. Belki de bu ayrılıklardan rahatsız olan Yunus Emre, mezhebinin aşk olduğunu, şu mısralarla ifade etmektedir:

                Ey âşıklar, ey âşıklar / Aşk mezhebi dindir bana./ Gördü gözüm dost yüzünü / Yas kâm u düğündür bana. Diyerek adeta mezhebinin Allah’a âşık olmaktan başka bir ismi olmadığını ilan etmiştir. Yunus Emre’de sevgi ve aşk vaz geçilmez iki önemli konudur.

                Prof. Dr. Şadi Eren, Mezhep ve Din adlı eserinde: ‘’ İslam dinin değişmez esasları olduğu gibi bir de zaman ve şartlara göre değişebilen hükümleri vardır. Bu değişebilen hükümler, onu bütün zamanlara ve mekanlara uyumlu kılar. İşte bunun da önemli bir ayağı mezheplerdir.’’ Der. Bu aynı zamanda bize, Mecellenin: “Ezmanın teğayyürü ile ahkâmın teğayyürü kaçınılmazdır” hükmünü hatrlatmıştır.

                Günlük yaşantımızda mezhep deyimini sık sık kullanmaktayız. Mesela namus, iffet, ahlak konularında fazla serbest davrananlara: ‘’Mezhebi geniş”, inancıyla davranışları birbirini tutmayanlara: ‘’Mezhebi meşrebine uymamak’’, aşırı kızgınlık ânımızda biraz da beddua anlamında karşımızdakini: ‘’Mezhepsizlikle’’ suçlamaktayız.  Zaman zaman mezheplerin birleştirilmesi, “teflik-i mezahib” gündeme gelmiştir. Bu konuda merhum Prof. Dr. Muhammet Hamidullah, bir hayli çalışma yapmıştır. Neticede mezhep hükümleri birleştirilse bile devam edemeyeceği kanaatine varmıştır. O halde mezhepler hep var olacaktır ve  biz Müslümanlara düşen görev ise bu realiteyi bilerek yaşamalıyız. Herkes kendi mezhebini özgürce yaşamalı. Her mezhep makbuldür, mensubu da muhteremdir. Ama hiç biri diğerinden üstün değildir. Her Müslüman diğer mezhep mensubunun kurucusuna ve kutsallarına mutlaka saygılı olmak mecburiyetindedir. Üstünlük falanca mezhebin mensubu olmakta değildir; üstünlük, dini ölçüler içersinde takvadadır.

                Prof. Dr. Şadi Erenin Mezhep ve Din adlı eserinin 38. sayfasında: ‘’ Herkes kendi mensup olduğu mezhebe bağlı olarak dinini yaşamlı. Başka hak mezhepleri tenkit cihetine gitmemelidir. Hz. Peygamber, hoş görülü toleranslı bir dinle gönderildiğini söyler. Ümmetine düşen görev bu hoşgörülülüğü birbirlerine göstermeleridir. Dinimiz tevhit dininidir. Bunun için Müslümanlar parçalanmamalıdır. Çünkü Kur’an bize bunu emrediyor. Âl-i imrânın 103. Ayetinde: ‘’Hep birlikte Allahın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin… ‘’  Bu ayetlerden sonra bu kavgalar niye? Bu parçalanmalar, bölünmeler, bu ırkçılık ve bu mezhepçilik niye? Bunları yapanlar, bu yaptıklarından dünyada ve ahirette sorumludurlar. Çünkü Âl-i İmrân suresinin 105.Ayetinde: ‘’ Ey iman edenler! Kendilerine apaçık beyanat geldikten sonra, bölünen ve itilafa düşenler gibi olamayın.’’ Emri gelmiştir.

                Mezhepler arasındaki füru meselelerdeki farklılıkları bahane ederek karşı guruplar oluşturamayız. Yine Şadi Eren hocaya göre dinin %90 meselesi, bütün mezheplerde aynıdır. Ancak %10 meselelerde yorumlamadan kaynaklanan bazı farklılıklar vardır. Bu da dinde tek renkli görünüm yerine, gök kuşağının farklı renkleri misali bir güzellik vesilesi olmuştur. Aslında herkes dini, ayrıntıları ile bilse, mezhep’e ihtiyaç kalmaz. Uygulamada herkesin bu seviyeyi elde etmesi mümkün olmadığından, dini hayatı belli mezhepler şeklinde yaşamak pratikte büyük kolaylık getirmektedir. Müslümanlar gerektiğinde kendi mezhepleri dışındaki görüşlerden, fetvalardan istifade etmişler ve günümüzde de istifade etmektedirler, hatta bu o kadar ileri gitmiştir ki zaman zaman mezheplerin hükümlerinin birleştirilmesi yani ‘’telfik-i mezahib’’ e bile gidilmesi gündeme gelmiştir. Tarihte Cemalettin Efkani denemek istemiş fakat başaramamıştır. Çok yakın sayılabilecek bir başka tarihte 1975’li yıllarda merhum Prof. Dr. Muhammed Hamidullah Hoca, Erzurum Atatürk Üniversitesinde benim de izlediğim ‘’telfik-i mezhaib’’ konulu bir konferans bile vermişti.

                Ümmetin ayrılıp, parçalanmasından en çok Müslümanlar zarar görmüştür. Belki de Yunus Emre XIV. yy’da bile bunun çok sıkıntısını çektiği için:

Ben gelmedim dava için / Benim işim sevi için / Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmağa geldim. Demektedir. Gönül yapmanın Kâbe imar etmek kadar önemli olduğunu Beyâzidî Bistâmi şöyle ifade eder: Allah hiçbir zaman Kabe’ye ( kendi evine) girip, oturmamıştır.  (parmağıyla kalbini işaret ederek) Ama şu gönlümden de hiç dışarı çıkmamıştır.’’ Demektedir. Yine Yunus Emre başka bir dörtlüğünde bu konuyu doğrulayan şu şiiri söylemiştir: Yunus Emre der hoca / Gerekse var bin Hacc’a / Hepsinden iyice / Bir gönüle girmektir. İnsan gönlüne girmenin Hacc’a gitmekten çok önemli olduğunu ifade etmektedir. Gönül işlerinde Yunus Emre kadar ustalıklı söyleyenler çok az olmuştur: Bir kez gönül yıktın ise / Şu kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahil / Elin yüzün yumaz değil.

                İnsanlar mezhebi taassup yüzünden, alınan abdeste, kılınan namaza, gidilen Hacc’a  ve diğer tüm ibadetlere şeklî farklılığı  yüzünden hor bakmamalıdırlar. Önemli olan ibadetin biçimi değil ibadetin özüdür, içeriğidir. Şekle asla takılmamalıyız. Kişinin niyetine bakmalıyız. Çünkü: Ameller niyetlere göredir.   Yaptığı amelin şekline göre değildir. Peygamber efendimiz eli ile kalbine işaret edip, şöyle buyurur:Takva buradadır! Takva buradadır! Takva buradadır! Bu nebevî ölçüyü göz ardı edip, takvayı şekilde aramak bizi yanıltabilir. İbadet şeklinden dolayı ayrılıklara son vermeliyiz. Avrupalı, ülke sınırlarını aradan kaldırırken, bizler öz vatanımızda kimlikle dolaşamaz olduk. Bir ata sözümüz: Birlik, dirliktir. Demektedir. Yine başka bir vecizede: Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Denmektedir. Unutmayalım ki ayrılık ölümdür. Biri birimizden kopar veya ayrılırsak: Sürüden ayrılanı kurt kapar ata sözümüz bizi uyarmaktadır. Belgesel dizilerde bazı yırtıcılar, avlanırken, önce avı sürüden ayırırlar. Çünkü sonrası çok kolaydır. Ayrılıktan ve parçalanıp bölünmeden çok çeken Türk dünyasının ünlü Azeri şairi Şehriyar, Haydar Babaya Selam aldı şiirinde, Azerbaycan Türkçesiyle: Haydar baba göyler bütün dumandı / Günlerimiz bir birinden yamandı / Birbirinizden ayrılmayın amandı / Yahçılığı elimizden alıplar / Yahçı bizi yaman güne salıplar. Demektedir.

                Bunlar yetmiyormuş gibi maalesef, başımızda bir de ırkçılık belası vardır. İslamiyet  gerçi ırkları bir realite olarak kabul eder. Allah Kur’an’da Hucurat suresinin 13.Ayetinde : Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.  Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere kabilelere böldük. Şüphesiz Allah katında en şerefliniz, en takva sahibi olanınızdır. Der. Ayette geçen erkek ve dişiden murat Hz.Adem ve Hz. Havva’dır. Irklar, İnsanlık iklimindeki farklı renkler ve desenlerdir. Ülkemizdeki farklı ırkların varlığı, muazzam bir kültür zenginliğini göstermiştir. İşte bu bizi büyük millet yapmaktadır. Derilerin siyah, beyaz veya buğdayı tenli olması üstünlük veya alçaklık alameti olamaz. Kur’an’ın Bakara 138.Ayetinde : Sen Allahın boyasına bak! Daha güzel boaya kimin olabilir. Deyişi, insanları düşündürmelidir. Yunus Emre de Kur’anî terbiyeyle: Yaratılanı severiz yaratandan ötürü. Dememiş midir? Yine Kur’an’ın Rum suresinin 22.Ayeti: Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu, onun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.

Demek ki insanlık âleminde farklı ırkların olması İlahi bir tercihtir. Eğer bunu (ırkı), bir övünç kaynağı olarak görürsek bu hastalık olur. Bu yönüyle ırkçılık, bütün milletlere arız olan bulaşıcı bir hastalıktır. Üstün ırk yok; üstün insan vardır. Üstün ve faziletliler her ırktan çıkabilir. Irkçılığı Kur’an tel’in ederek cahiliye hamiyeti ve bazı hadislerde ise ‘’ asabiye ‘’ kelimesi ile ifade edilmiştir. Peygamberimizin: Irkçılığa çağıran bizden değildir, ırkçılık için savaşan bizden değildir, ırkçılık üzere ölen bizden değildir.  Hadisleri bize çok açık yol göstermektedir. Kabir sualleri arasında hangi ırktasın sorusu yoktur. Kur’an, müminun suresinin 101.Ayetinde: Sûra üflendiği zaman aralarında artık ne nesep kalır, ne de birbirlerinin hallerini sorarlar. Demektedir. Servet-i Fünunun ünlü şâiri Tevfik Fikret: “Vatanım ruy-i zemin, milletim nev-i bşer” derken, ırkçılıktan şikâyeti dile getiriyordu. Unutmayalım ki ırkçılığın faturası hem dünyaya hem de ülkemize çok ağır olmuştur. Kur’an bizi kardeş ilan etmektedir. Kur’an’ın kardeşliği döl/biyolojik kardeşlik olmayıp; yol/inanç, kardeşliğidir: Hücûrat suresinin 10.Ayetinde: Müminler ancak kardeştir. Demektedir. Yine Tevbe sûresinin 23.ayetinde: Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Demektedir. İş böyle iken hâlâ ırkçılık yapabilir miyiz? Unutmayalım hepimiz aynı insanlık ağacının farklı dallarında biten meyveleriz.

 Hz. Ali, tayin ettiği vâliye şu öğütte bulunmaktadır:’’ Gittiğin yerdeki insanlar iki şekilde sana kardeştirler. Birincisi yaradılışta kardeşlerindir (insan oldukları için), ikincisi ise dinde senin kardeşlerindir. İdare etmede bu iki sınıfa adil davranmalısın.’’ Demektedir.

Bütün bunlardan insanlar arasından üç çeşit kardeşlik olduğunu görmekteyiz:

1-      Kevnî (Evrensel kardeşlik) : Diğer bütün varlıklarla yaradılıştaki kardeşliğimizdir.

2-      Dini kardeşlik: Aynı din mensubu olan kimselerin – velev farklı etnik kimliklere sahip olsalar bile – benzeri his ve heyecanlarla yaşamasıdır Buna inanç kardeşliği de denir.

3-      Nesbî kardeşlik : Aynı anne ve babadan gelen kimselerin kardeşliği. Eğer kardeşler kendi aralarında ciddi problemler yaşarlarsa, aynı anne babadan gelmiş olmaları bu problemleri aşamalarına yetmez. Nitekim ilk cinayet Habil Kabil olayıdır.

 

Her şeyin hem müspeti, hem de menfisi olabilir.  Milliyetçilik de öyledir. Her insanın doğal olarak kendi milletini sevmesi güzeldir. ‘’ Kişi kavmini sevmekle suçlanamaz’’ denilmektedir. Ama bu, başka ırk ve milletlerden olanlarla düşmanlığa dönerse elbette zararlıdır. Müspet milliyetçilik her insanın kendi milletinden olanlara hakkı ve adaleti gözetleyerek sahip çıkması, onların problemlerini çözmek için gayret göstermesidir.

Menfi milliyetçilik ise ırkçılık tarzında bir yaklaşımdır. Bu tarz milliyetçilikte kendi ırkından olanları üstün görmek vardır. Bu fikride olanlar, kendi ırklarından olanları haksız bile olsalar başkalarına tercih ederler. Başkasını yutmakla beslenmek menfi milliyetçiliğin karakteristiközelliğidir. İşte bunun içindir ki ırkî ve mezhebî kimliğimizi, ümmet ve din kimliğimizin önüne geçirmemeliyiz. Mezhep dinin önüne geçmemelidir. Milletimiz arasında asla tefrikaya yer vermemeliyiz. Bu konuyu Mehmet Akif şöyle dile getirir:

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez / Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. Tefrika da sevgisizlikten ve nefretten kaynaklanmaktadır. Peygamberimiz ise: ‘’İman etmedikçe cennete giremezsiniz; Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.’’ Demektedir. Demek ki birbirimizi sevmek imanî bir farziyet olmuştur. Başka bir hadiste ise: Bir kimse kendisi için sevdiğini din kardeşi için sevmedikçe iman-ı kâmil olamaz’’. Demektedir.

                Yine Kur’an’da Bakara sûresi. 213. Ayette: ‘’İnsanlar tek ümmetti… Aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izni ile onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti’’. Demektedir. Yunus suresinin 19.Ayetinde (İnsanlar din işlerini) kendi aralarında parça parça ettiler. Her gurup kendinde bulunan ile sevinmektedir. Bu görş doğru olmayıp, görüdüğü gibi  Kur’an tarafından da tenkit edilmektedir.

             Bütün bunlar parçalanmamamız gerektiğini gösteren ayetlerdir. Allah Kur’an’da buyurduğu gibi, isteseydi hepimizi aynı renkte, aynı dinde, aynı dilde yaratabilirdi. Öyle yaratmadığına göre biz bu farklılıkları göstererek düşmanlıklar yapmamalıyız.

 

KAYNAKLAR

1-      Doç. Dr. İsmail Karagöz, dini kavramlar sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Ankara. 2005

2-      Dr. Abdul Vehhab Öztürk, Kur’an-i Kerim Fihristi.İstanbul 1998

3-      Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Kur’an-i Kerim meali. Ankara 2005

4-      Abdulbaki Gölpınarlı, Yunus Emre divanı, Ankara 1978

5-      Prof. Dr. Şadi Eren Kardeşlik Felsefemiz, İstanbul 2012

6-      Prof. Dr. Şadi Eren Mezhep ve Din . İstanbul.2012

7-      Prof. Dr. Şadi Eren, Kur’an’ı Nasıl Anlayalım İstanbul 2012

8-      Ahmet Ateş, Şehriyar ve Haydar Babaya Selam Ankara 1964




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdırın Sesi