Bu yıl Iğdır'ın Yarısına Doğalgaz Verilecek Iğdır Belediyesi ve Serhat Gaz, 2017 yılında doğalgaz döşeme çalışmasına başlayarak, ş...           • Haydar Aliyev Lisesi Yöneticilerinden Asimder'e Ziyaret Iğdır Haydar Aliyev Fen Lisesi yöneticileri, Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mü...           • Zorbalara karşı direniş, ilerlemenin yoludur İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei, Biset bayramı dolaysıyla İslam ülkelerinin Tahran B&...           • REKTÖR ALMA, ARALIK MYO İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTI Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma, Iğdır’ın Aralık İl&cc...           • DİLUCU KÖPRÜSÜ ALLAHA EMANET             Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti ile aramızda bulunan Dil...           • Iğdır Devlet Hastanesinde "Anne Oteli" Hizmeti Veriliyor Iğdır Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Servisinde tedavi gören bebekler, 'Anne Oteli' s...           • GÜLBEY, VAN’DAKİ ERMENİ LOBİSİ OYUNU BOZULDU… Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMDER) Genel Başkanı Göksel...           • 'Sokak Hayvanlarına Kulübe Yapma' Projesi Iğdır'ın Tuzluca ilçesindeki ortaokul öğrencileri ve öğretmenleri tarafından hazı...           • AK Parti İl Başkanı Ahmet Tutulmaz Ankara Temaslarını Anlattı AK Parti İl Başkanı Ahmet Tutulmaz geçtiğimiz hafta Ankarada yaptığı ziyaretleri değerlendi...           • Lavaş Ekmeği Kış Sofralarında UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne Türkiye adına dahil edilen lavaş...           
Tavsiye Et
Ad, Soyad:
Gönderen:
Alıcı:
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
Son Videolar

Ermeni Soykırımı Yalanı ve Iğd
6956 İzlenme, 32 Yorum

Oba Köyünde Ermenilerin yaptığ
7194 İzlenme, 31 Yorum

Ermenilerin Iğdır'da yaptığı k
6846 İzlenme, 31 Yorum

Türk Askerinin 1940 yılında Ağ
7587 İzlenme, 34 Yorum

Atatürk'ün gerçek sesi ve görü
5117 İzlenme, 32 Yorum
Haber Arşiv
     
Iğdır Siteleri
Reklamlar

SOSYAL DIŞLANMA VE KADIN - Öğrt. Gör. Suzan MOÇ

SOSYAL DIŞLANMA VE KADIN

Yazar: Öğrt. Gör. Suzan MOÇ |  Tarih: 07 / 03 / 2013 |  Yazı Okunma: 7425


                Prof. Dr. Ayşe Akın hocanın hazırladığı bir makaleden yola çıkarak sosyal dışlanmaya maruz kalan kadınların dünyada ve ülkemizdeki durumu hakkında bilgi vermek istiyorum.

                Sosyal dışlanma fiziksel ruhsal ve toplumsal bir engellilik halidir. Sosyal dışlanmaya maruz kalan birey ve guruplar eşitsizliğe uğramış, her türlü riske karşı korunmasız, savunmasız ve duyarlı kişilerdir. Bu nedenle dışlanma bir çeşit ‘’sosyal hastalık’’ olarak da ele alınmaktadır. Sosyal dışlanmanın en önemli niteliği, bireyin veya belirli bir gurubun toplumla olan ilişkilerinin veya farklı sosyal kurumlarla olan bağlarının zedelenmesini, kopmasını ifade eder. Sosyal dışlanma olgusu kadın açısından ele alındığında kadının toplumsal yaşamdaki varlığını ihmal etmeye neden olan ve onun toplumla bütünleşmesini önleyen, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel kurum ve sistemlerin dışında kalması süreci biçimde ifade edilir. Kadınlar çalışma yaşamı, eğitim, sağlık, sosyal güvelik, siyaset ve sivil toplum örgütleri gibi genel olarak toplumsal yaşama katılım sağlayan  diğer alanlarda toplumsal cinsiyet veya ayrımcılık temelli çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar. Bu durum bu kesimin bir yandan iş gücü piyasalarına gelir getirici faaliyetlere eğitim ve öğretim imkanlarına ulaşımında zorluklar yaşamasını  gündeme getirirken diğer yanda da toplumsal ilişkiler kurmasına da engeller oluşturmaktadır.

Özellikle dar gelirli kesimlerde (gece kondu gibi) kadınların bağımsız hareket etmesinde  farklı sorunlar yaşamasına ve kendilerini geliştirmeleri konusunda engellerle karşılaşmaları bu kesime özgü dışlanma sorunun temelini teşkil etmektedir.

                Toplum tarafından cinsiyete göre biçilen rollere baktığımız da genellikle kadınlar için daha negatif kalıp yargılarının olduğunu görüyoruz. Eğitim, çalışma, karar verme özgürlüğü gibi hakların kullanımındaki ayrımcılık sonucu oluşan statüsü düşük kadın öz güvenini  yitirip  toplumla bütünleşemeden sosyal yaşamın dışında kalır. Sosyal yaşamın dışında kalan kadın hem biyolojik hem de psikoloiik sorunlarla karşılaşır. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığını en çarpıcı sonuçlarından biriside sağlık bilincinin yetersiz olması ve yanı sıra sağlık hizmetlerinden de yararlanamamak da  ortaya çıkan sorunlardır. Düşük statü en fazla doğurganlık davranışını etkilemektedir. Kadının sosyal statüsü düştükçe doğurganlığı artmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışmalarının tam da merkezinde  olan bir başka konu  ‘’kadına yönelik şiddet’’  tir. Özellikle ev içi şiddet, kasıtlı yaralama dahil pek çok ciddi sağlık sorunları ortaya çıkmasına neden olur.

Dünyada yaklaşık bir milyar kadın yani üç kadından biri yaşamın bir noktasında aile içi şiddete maruz kalmaktadır. Türkiye’de 2008 yılında yapılan ulusal araştırmada kadına yönelik yaşamın her hangi bir döneminde uygulanmış olan fiziksel şiddet % 39, cinsel şiddet %15 duygusal şiddet %40 ve ekonomik şiddet olarak  ; çalışmasına engel olma %37, ev içi harcama yapmama %8, gelirlini elinden alma ise %4 olarak bulunmuştur. Yine sözde namus adına işlenen cinayetlerde ne yazık ki bir Türkiye gerçeği olup kadına karşı ayrımcılık ve kadını kontrol etmenin uç uygulamasıdır.

                Toplumlarda uygulanan cinsiyet temelli ayrımcılık sonucu kadın, yaşam hakkını elde etmekten, eğitimden, çalışma yaşamından, eşit ücret almaktan karar mekanizmalarında yer almakta kısaca insan haklarını kullanmaktan dışlanmaktadır. Sonuç da öz güvenini yitiren ekonomik yönden bağımlı düşük statülü kadın ‘’iyi anne iyi eş’’ rolünü sürdürmeye adeta zorlanmaktadır.

                Bütün dünyada kadın ve erkek arasında temel eşitsizlikler mevcuttur. Örneğin; dünyada mevcut üç milyar yoksul insanın %70 kadındır. 960.milyon  okur yazar olmayanların 2/3 kadındır. Malnütrisyon (kötü ve yetersiz beslenme), anemi görülmesi kadınlar arasında 2 misli daha fazladır. Aynı tür işte çalışan kadına erkeğe göre %30-40 daha az ücret  ödenmektedir. Pek çok ülkede zorunlu eğitimden sonra kızların eğitime devam etmesi son derece düşüktür. Kadınların seçme ve seçilme hakları yoktur. Gebelikler, fetüs dişi olduğu için sonlandırılmakta bazı ülkelerde yeni doğan kız çocukları öldürülmekte, pek çok ülkede  sözde namus adına cinayetler işlenmektedir.

                Türkiye’de hala haklara erişim ve tam anlamıyla kullanım açısından yaşanan sınırlılıklar varlığını korumaktadır. Türkiye’de 1950 yıllardan bu yana süren göç olayında kentlerde yeterli konut ve istihdam olanaklarının olmaması nedeniyle varoş-gece kondu denilen yerleşim merkezlerinde yaşayan genç kızlar ve kadınlar birçok  haktan mahrum kalmışlardır.

                Görüldüğü gibi kadınlar sosyal dışlanmanın en önemli unsurları arasındadırlar. Cinsiyete dayalı ayrımcılık, iş bölümü ve  beklentiler biyolojik cinsiyete göre değil sosyal rollere göre (toplumsal cinsiyet rolleri) gerçekleşmektedir. Bu duruma ülkemizden çarpıcı bir örnek vermek gerekirse; geçmişte ‘’Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’’ bir boşanma davasında kadının, boşanmasıyla kocasını, ‘’evin bakımı, temizliği gibi kadının ev işlerine emeği  ile sağladığı katkıdan yoksun bıraktığı’’ gerekçisiyle maddi tazminata mahkum bırakmıştır. Yargıtay ise ‘’maddi tazminatın koşulları oluşmuştur’’ şeklinde hüküm vermiştir!

                Buna itiraz edenler ‘’daha doğarken 1-0 mağlup başlayan kadınlarımız eğitimden, üretkenlikten, çağdaşlıktan yoksun bırakılmakta, kadın olarak sadece doğurganlık ve hizmetkarlık gibi bir misyon edinmeye zorlanmaktadırlar’’ . 

                Dünya ve ülkemizde kadınlar çoğunlukla ekonomik , kurumsal ve politik dışlanma olgularına bir birini besleyen bir biçimde maruz kalmaktadırlar. Mevcut veriler gösteriyor ki sosyal dışlanmanın hazırlayıcı faktörü  olan ‘’ toplumsal cinsiyet ayrımcılığı’’ kadınlar yönünden çarpıcı boyuttadır. Kadınların özellikle fiziksel, zihinsel ve sosyal sağlıklarının  bu ayrımcı uygulamalardan son derece olumsuz etkilendiğini  ve onların giderek sosyal yaşamdan dışlandığını görüyoruz .              

Bu durumda   bütün olumsuz faktörler dikkate alınıp kadınların ekonomik ve sosyal yaşamda etkin bir biçimde yer almalarına engel olan tüm koşulların ortadan kaldırılması gerekmektedir. Sosyal dışlanmada, dışlanmış gurupların ‘’sosyal içerilme’’ sağlayacak müdahale programlarını geliştirilmesi gerekmektedir. Sosyal içerilme; yoksulluk ve sosyal dışlanma riski taşıyan kadınların ekonomik , kültürel  ve sosyal yaşama tümü ile katılımını sağlayan ve yaşadığı toplumu dikkate alarak standart bir yaşam için gerekli kaynakları garanti altına alan bir süreçtir. Sosyal içerilmede bireyler, yaşamlarını etkileyen kararlara geniş ölçüde katılmaktadırlar ve temel haklara erişebilmektedirler.

                Kadınları olumsuz etkileyen ayrımcılıkların önlenmesi için yapılması gereken en önemli uygulama ‘’ toplumsal cinsiyet bakış açısını’’ ülkenin ana plan ve programlarına, yasalarına entegre edilmesi ve uygulamalara yansımasının garanti edilmesidir.




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdırın Sesi