Bu yıl Iğdır'ın Yarısına Doğalgaz Verilecek Iğdır Belediyesi ve Serhat Gaz, 2017 yılında doğalgaz döşeme çalışmasına başlayarak, ş...           • Haydar Aliyev Lisesi Yöneticilerinden Asimder'e Ziyaret Iğdır Haydar Aliyev Fen Lisesi yöneticileri, Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mü...           • Zorbalara karşı direniş, ilerlemenin yoludur İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei, Biset bayramı dolaysıyla İslam ülkelerinin Tahran B&...           • REKTÖR ALMA, ARALIK MYO İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTI Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma, Iğdır’ın Aralık İl&cc...           • DİLUCU KÖPRÜSÜ ALLAHA EMANET             Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti ile aramızda bulunan Dil...           • Iğdır Devlet Hastanesinde "Anne Oteli" Hizmeti Veriliyor Iğdır Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Servisinde tedavi gören bebekler, 'Anne Oteli' s...           • GÜLBEY, VAN’DAKİ ERMENİ LOBİSİ OYUNU BOZULDU… Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMDER) Genel Başkanı Göksel...           • 'Sokak Hayvanlarına Kulübe Yapma' Projesi Iğdır'ın Tuzluca ilçesindeki ortaokul öğrencileri ve öğretmenleri tarafından hazı...           • AK Parti İl Başkanı Ahmet Tutulmaz Ankara Temaslarını Anlattı AK Parti İl Başkanı Ahmet Tutulmaz geçtiğimiz hafta Ankarada yaptığı ziyaretleri değerlendi...           • Lavaş Ekmeği Kış Sofralarında UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne Türkiye adına dahil edilen lavaş...           
Tavsiye Et
Ad, Soyad:
Gönderen:
Alıcı:
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
Son Videolar

Ermeni Soykırımı Yalanı ve Iğd
6834 İzlenme, 32 Yorum

Oba Köyünde Ermenilerin yaptığ
7076 İzlenme, 31 Yorum

Ermenilerin Iğdır'da yaptığı k
6759 İzlenme, 31 Yorum

Türk Askerinin 1940 yılında Ağ
7463 İzlenme, 34 Yorum

Atatürk'ün gerçek sesi ve görü
5024 İzlenme, 32 Yorum
Haber Arşiv
     
Iğdır Siteleri
Reklamlar

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA TÜRKİYE’DE OLAN ALMANLAR KONUŞUYOR

ALMAN MİSYONERİ ANLATIYOR 20 NİSAN 1915 VAN ERMENİ AYAKLANMASININ İÇYÜZÜ
Dr. Mete Soytürk
Kaiserslautern-Almanya
Yayına hazırlayan ORHAN ARAS

Aşağıda Alman protestan misyoneri Bayan Käthe Ehrhold’un Van Ermeni isyanın üzerinden 22 yıl sonra 1937’de kaleme aldığı, çektiği vicdan azabı yüzünden, olayların gerçek yüzünü anlatma ihtiyacı göstererek kaleme aldığı bir kitaptan bölümleri bulacaksınız. Savaşın ilk iki yılını Van’da yaşayan ve kentteki yetimler yurdunda kalanları protestan Hristiyan yapmak için uğraşan bu misyoner-Protestan tarikatçı hemşire, aşağıda kısa başlıklar eklediğim şekilde Ermeni isyanı sırasında gördüklerini Hristiyan Ermeni çetelerinin, Van’da uyguladığı vahşeti Hristiyanlığından utanarak anlatıyor. İlginçtir, kitabın giriş ve ve sonuç bölümünde italik olarak belirttiğim kısımlar başka kitaplardan alıntı olarak alınmış ve yanlız bu bölümlerde Türklere atıfta bulunularak, söylentilere göre Ermenilerin uğradığı kötü muamelerden bahsediliyor. Fakat bu misyonerin kendi gördükleri ve yaşadıkları ise, hem Ermeni çetelerinin vahşeti hem de işgale gelen Rusların Ermenilere karşı yaptıkları vicdansızlıklar ve kötü muameleler, Türk askerlerinin yardımseverliği. 

“Geçte olsa, Van’da gördüklerimi, yaşadıkları kendime Tanrı katında kendime saklama hakkını görmüyorum

Van’da 20.000 kişi yaşıyordu.Rusların yaklaşması ile birlikte(20.Nisan 1915) Ermeniler sakladıkları silahları çıkararak savaşa başladılar. Şehirde büyük bir iç savaş, kardeş savaşı başladı. Günlerce sokak çatışmaları oldu.

Ruslar kente iyice yaklaşınca, Türkler kenti boşaltma kararı aldılar ve bir gecede sivil ve asker kenti terk etmek zorunda kaldı. Geriye yanlızca kadınlar, yaşlılar ve hasta Türkler kaldı.

Ertesi gün Şehir Ermeni çetelerinin ve Rusların eline geçince, Ermeniler kaçamayan, kadın, yaşlı ve hasta Türkleri katlettiler. Dindar bir Hristiyan olarak önce kendilerine bu günü veren Tanrıya şükretmeleri gerekiyordu. Fakat onlar bunu yapmadılar, bağımsız oldukları ilk gün yaptıkları bu cinayetleri büyük bir günahkarlık olarak görüyorum.

Rusların gelmesinden sonra savaş muhabirlerinin yazdıkları yalanları görünce, bu gazetecilerin yazdıklarına güvenim kalmadı.

Ermeniler Türklerin geride bıraktıkları mal ve mülke el koydu ve sanki kendilerininmiş gibi kullanmaya başladı. Yetimhaneme, şimdi Ermeni köylüleri yerine çevre köylerden Türk kadınlar gelmeye başladı. Rusların bölgede bulup topladığı bu kadınları yetimhanemizde korumaya aldık. Yoksa bu zavallılar tutanın elinde kalacaklardı. Bu kadınlara çok fazla yardımcı olamadık. Çünkü çetecilerden çok kötü muamele görmüş, namuslarına tecavüz edilmiş bu kadınlar korkudan tir tir titriyorlardı.
Yenilmiş Türk milletinin geride kalan bu çaresiz kadınlarına çeteciler tarafından bilinçli ve istemli olarak yapılmış bu tecavüzler ve kötülükler Van’da kaldığım süre içinde yaşadığım en karanlık ve en üzüntülü olaylardır.

Türk birliklerinin Van kentine yaklaştığını gören Rus generali 3 Ağustos 1915’de savaşmadan şehri terk etme kararı aldı. Şehir boşatıldıktan sonra yakılması kararı verildi. Hayal kırıklığına uğramış Ermeni halkı geri çekilen Rus ordusu ile birlikte en az 10.000 kişi olarak şehri terk etmeye ve Rusya’ya doğru göç etmeye başladı.

Bu göçmenlerin küçük bir bölümü Rusya’ya ulaşabildi. Günlerce yollarda yaya olarak yürüyen bu mülteciler, yorgunluk, hastalıklar ve salgınlar nedeniyle öldüler. Sınıra ulaşanları ise Ruslar ülke içine almayıp, sınırdaki mülteci kamplarında beklettiler. Güya kurtarıcı olarak gelen Ruslar geri çekilirken birlikte gelen bu halkı bizde yeterince fakir halk var diye sınırdan içeri koymadı. Bu zavallılar perişanlık içinde açlık ve susuzluktan öldüler.

Ruslar şehri yaktıktan sonra kenti terkederlerken yetimhanedeki çocukların kendileriyle birlikte gelemeyeceğini, çocukların bu yanmış kentte bırakılmasını istediler. Anladığım kadarıyla onlar bu Ermeni çocuklarını istemiyorlar, onların burada kalıp açlık ve susuzluktan ölmelerini istiyorlardı.

Şehri terkeden Ermeniler ve Ruslar kenti tamamen yaktılar. Giderken yetimhanenin başkanı İsviçreli Misyoner S. bana bir miktar para verdi.

Rus askerleri bana ve yetimhanenin çocuklarına kılavuzluk yaparak bizi sınıra kadar götüreceklerine söz vererek, kayığa bindirdiler. Van gölüne açıldık. Rus askerleri daha sınıra yaklaşmadan bizi Türk sahillerinde kıyıya çıkarttılar ve bizi ortada yüz üstü bırakarak kaçtılar. Savaş bölgesinin ortasında kalmıştık ve Van’a geri dönmekten başka çaremiz yoktu. Açlık ve susuzluk içinde günlerce yürüyerek Van kentine geri dönmek zorunda kaldık.

Daha sonra küçük bir birlik olarak Türk askerleri kente girdiler. Yanmış bomboş bir kent buldular. Birlikte geri getirdiğim perişan haldeki Ermeni yetim çocuklara yardım ettiler, binamızı onardılar. Sanki Tanrı Türk askerlerini bize yardım etsin diye yollamıştı. 

Sonra Rusların yaklaştığı haberi gelince Van’a girmiş bu küçük Türk birliği kenti terk etti. Ardından Ruslar tekrar şehre girdiler.

Bir süre sonra Türklerin büyük bir birlikle geri gelmekte olduğu haberi gelince, Ruslar kenti yine boşaltma kararı aldılar. Ermeni yetim çocukları birlikte götürmeme Ruslar yine izin vermediler.

Bu sırada zengin bir Ermeni tüccarının Van’daki gizli deposunda sakladığı kumaşları almak için büyük rüşvetler ödeyerek Van’a geldiğini ve kumaşları alıp Tiflis’e gideceğini duydum. Bu tüccara yalvardım, yakardım, lütfen sadece kumaşlarınızı değil, şu zavallı kendinizden olan Ermeni yetim çocukları da birlikte Tiflis’e götürünüz dedim. Adam sonunda evet dedi. Duyduğuma göre sözünde durmuş çocukları Tiflis’e götürmüş.

Daha sonra Rusya’ya doğru yola çıktık, yolda başıma gelmeyen kalmadı, tacize uğradım. Rusya’da hapishaneye girdim. Sonra Hastaneye çıktım. Boydan boya Rusyayı geçmek zorunda kaldım. Japonya sonra Çin, San Fransisco, Newyork, İngiltere, İsveç ve Danimarka üzerinden, okyanusları, denizleri aşarak oradanda sonunda memleketime, varabildim.”

Yorum yapmaya gerek bırakmayacak kadar açık, en düşük zekalının bile anlayabileceği kadar seçik. İlginç olan ise Alman tarihçilerin topunun bu konuda toptan bellek kaybına uğramış olmaları ve her konuda kılı kırk yararken bu konuda birden bire genel bir tembellik içine girmeleri. Türk tarihçilerine konunun bu önemli püf noktasını bir kez daha hatırlatıyorum.

Yazıda Hemşire Ehrhold, adlarının baş harflerini verdikleri kişileri şöyle açıklayabiliriz. Van’daki Yetimhanenin başkanı İsviçreli misyoner Rahip Johannes Spörri ve Karısı İrene Spörri, burada çalışan Alman misyoneri hemşireler Küthe Ehrhold, Anna Greiner ve Marta Kleis. Van isyanı sırasında Marta Kleis Bitlis’teki Türk askeri Sahra hastanesinde yaralıların tedavisi için çalıştığı için, burada bulunmuyordu. Daha sonra da geri dönmemiş ve Türk askerlerinin yanında kalmış sonra da Tifus hastalığına yakalanarak ölmüştür.

Haber tarihi: 24 / 12 / 2012
Haber Okunma: 1414
Haber Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

Etiketler: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA TÜRKİYE’DE OLAN ALMANLAR KONUŞUYOR




Önceki: 51 KÖY YOLU ULAŞIMA KAPANDI
Sonraki: Diaspora Ermeniler’in Türkiye'ye Geri Dönme isteklerinin asıl sebebi




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdırın Sesi